Japonya ve Japonlara Dair

Yola çıkalı tam iki ay oldu. İki ayda dört ülke 19 şehir geçtik. Yolculuğumuzun dördüncü durağı Japonya’da geçirdiğimiz on iki gün, bu ada ülkesini ve insanı hakkında bize ipuçları verdi elbet. Gönül isterdi ki daha uzun kalalım, güneyden kuzeye adayı tavaf edelim ancak Japonya’nın sırt çantalı gezginler için çok pahalı bir destinasyon olduğunu söylemem gerek.

Japonya’nın para birimi Yen. Bir Amerikan Dolar’ı ortalama 100 Yen’e denk geliyor. Biz 103 Yen’den bozdurduk ancak şehir merkezinde bir dolar 98 Yen ile 104 Yen arasında değişiyor (Temmuz 2016 itibari ile)

Biz Kore’nin Busan şehrinden bindiğimiz feribotla Hakata limanına vardık.  Biletlere kişi başı 54000 Won (Yaklaşık 50 Dolar) vermiştik. Hakata için gezi planı yapmadığımızdan ilk rotamız olan Hiroşima şehrine geldik. Burada Japonya’ya seyahat etmeyi düşünenlere ulaşım hakkında bazı detaylar vermek istiyorum. Ülkede raylı ulaşım ağı çok gelişmiş. Her şehre tren ile gitmeniz mümkün. Ancak Türkiye ile kıyaslandığında raylı ulaşım şehir içinde de şehirlerarası yolculuklarda da ciddi ölçüde pahalı. Bu nedenle “Japon Rail Pass” dedikleri bir haftalık, iki haftalık, üç haftalık olan ya tüm ülkeyi kapsayan ya da bölgesel olarak alabileceğiniz biletler var. Bu biletler Shinkansen dedikleri hızlı trenleri de kapsıyor ve internet üzerinden Japonya’ya gitmeden almanız mümkün. Japonya’dan daha pahalı alabileceğinizi söylüyorlar. Biz kalış süremizi göz önünde bulundurarak görmek istediğimiz şehirler için hesaplama yaptığımızda tren biletinin bizim için pahalı olduğunu gördük. Çünkü bir haftalık süre sonunda tekrar bir pass bilet almak gerekecekti. Biz de bunun yerine uzun mesafeli yolculuklarda otobüs kullandık, kısa mesafeli yerlerde tren.

İlk durağımız Hiroşima, 1945 yılında Amerika’nın attığı atom bombası ile on binlerce insana mezar olmuş bir şehir. İnsan televizyonda belgesellerden izlerken etkileniyor ancak 71 yıl sonra bile gidip bu felaketin yaşandığı şehrin müzesinde, anıtsal parkında gezip, o döneme ait görüntüleri yeniden izleyince olayın vahameti bir kez daha yüzüne çarpıyor. Nazım’ın dizelerini tekrarlıyorum ölen çocuklar için yapılan anıtı görünce:  Çocuklar öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler…

Hiroşima’da şehirden yaklaşık bir buçuk saat uzaklıktaki Miyeji adası gezginlere kesinlikle tavsiye edebileceğim bir yer. Unesco Dünya mirası listesine alınmış bu yer, denizin ortasındaki tapınak kapısı, sokaklarında özgürce dolaşan geyikleri, geleneksel Japon evleri ve muhteşem gün batımı ile sizlere çok şey vaat edecektir.

hirosima-33hirosima-129

Japonya’daki ikinci durağımız ise Osaka oldu. Yedi gün kaldığımız bu şehri, diğer yakın şehirlere (Kyoto, Nara ve Himeji) günü birlik gidip gelmek için üst olarak kullandık diyebilirim. Ulaşım dışında, konaklama da sırt çantalı gezginlerin bütçesini yoruyor bu ülkede. Biz Osaka’nın varoşunda bulunan pis ve izbe bir hostelde, iki buçuk metrekarelik odalara kişi başı 10 dolar verdik. Bu sanırım Japonya’nın tamamında bulabileceğimiz en ucuz hosteldi. ( Diamond Hotel-Shin Imamiya metro durağı) Nara, Kyoto ve Tokyo’daki hosteller buranın iki katı hatta daha da pahalı, hem internetten araştırdığım hem de karşılaştığımız gezginlerden edindiğim bilgiye göre.

Osaka’nın tarihi bir dokusu yok, ticari bir şehir ama yeme-içmenin başkenti diyorlar. Akşamları Dotonbori yemek sokağında gezebilirsiniz, tabi ki turistik bir yer olduğu için gezmesi keyifli olduğu kadar yeme-içmesi de pahalı. Ama Tennoji bölgesi hem şehrin simgesi olan kuleye ev sahipliği yapıyor hem de yeme içme alternatifi çok daha fazla ve ucuz.

img_2384
Tennoji Bölgesi
osaka-12
Osaka Merkez

Japonya’nın tarihi dokusunu en fazla hissedeceğiniz şehirlerin başında Kyoto ve Nara geliyor. Kyoto muhteşem tapınakları, parkları olan, sokaklarında kimonoları ile dolaşan Japon kadınlarını fazlaca görebileceğiniz bir şehir. Gitmeyi düşünenlere bu şehir için en az iki gün ayırmalarını tavsiye ederim. Bu arada biz burada Türk dönerci bir abi ile karşılaştık aynı zaman da Zaza Bar isimli bir de barı varmış. Hani gidince Türkiye’yi özlerseniz gidip bir çayını içersiniz : ) İnsan barın ismini duyunca non-stop halay çekilen bir mekan zannediyor ama sadece hip-hop ve pop müzik çalıyorlar.

Nara ise sokaklarında yaban geyiklerinin dolaştığı, çok eski tapınakları olan şirin mi şirin bir şehir. Geyiklere yaban dediğime bakmayın, şehrin sokaklarında öylece dolaşan bu hayvanlar resmen evcilleşmiş. Hele bir de yemek görünce peşinizi bırakmıyorlar. En iyi geyiği burada çevirebilirsiniz : D Tamam bu kötü bir espriydi. Bu arada Nara’da da “Rengarenk” isimli bir dükkana denk geldik. Sahibi Türk, ülkemize ait geleneksel motifli aksesuarlar, hediyelik eşyalar satıyor. Dükkana girince bizi karşılayan güler yüzlü abiden sonra, arkasında Atatürk’ün gülerken çekilmiş fotoğrafını görmek günün en güzel anıydı.

IMG_2470.JPG

Himeji şehri ise büyük bir ahşap Japon kalesine ev sahipliği yapıyor. Şehri gören bir tepeye kurulan bu beyaz kale, dışarıdan gerçekten etkileyici. Ancak içerisi boş. Ben beklediğimi bulamadım ama Murat oldukça beğendi. Bu şehirde benim en sevdiğim şey ise Koko-en adında Japon bahçelerini gezmek oldu. Tek kelime ile büyüleyici!

IMG_2406.JPG

Son durağımız Tokyo, büyük ve yaklaşık 33 milyonluk nüfusu ile çok kalabalık bir şehir. Her yerinden gökdelenler, yüksek binalar fışkırıyor resmen. Hatta şehirdeki 664 metre yüksekliği ile en uzun kuleye Skytree “gökyüzü ağacı” adını vermişler. Biz bu gökyüzü ağacından para verip şehri seyretmek yerine, tesadüfen girdiğimiz bir gökdelenin 51. katından Tokyo’yu görme şansımız oldu. Geceleri rengarenk ışıklı binaları ile bir panayır yerini andıran bu devasa şehre çok ısınamadım ben. Gezdiğim şehirler içinde favori şehrim Kyoto oldu.

Japonya her ne kadar çok turist alsa da ada ülkesi olması nedeniyle diğer ülkelerden biraz izole kalmış. (Etrafında komşuları olan ülkemiz gibi değil mesela, hoş bizim komşumuz var da her zaman iyi mi oluyor, bu durum bazen bir dezavantaj da sayılabilir bence) Bu nedenle yabancılara yabancı gibiler. Metro’ya ya da otobüse bindiğinizde yanınız boş olsun gelip oturmuyorlar mesela.

“Saygı” kültürlerinin en büyük parçası. Her şeye, herkese karşı çok saygılılar. Para üstü bile verirken iki eli ile uzatıyorlar.

El sıkışmak yerine eğilerek selamlıyorlar birbirlerini. Hem buluştuklarında hem vedalaşırken hatta teşekkür etmek için bile eğiliyorlar.

Çok çalışıyorlar. Zaten bugün Japonya dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri olduysa çalışmaları sayesinde. Resmi çalışma saat kırk saat olmasına karşı atmış saate varıyormuş haftalık çalışma süreleri. Eğer Japon vatandaşıysanız, bu ek saatler için ödeme alma imkanı var ancak diğer ülkelerden gelen bir çalışansanız, patronunuz sizi extra ödeme yapmadan çalışmak zorunda bırakabiliyormuş. Her ne kadar çalışan bir kuşak varsa bir de parkta bahçede, yolda, metroda pokemon arayan bir kuşak var. Japonyan’nın geleceği eğer bu gençlere kaldıysa, işleri biraz zor gibi: )

Çok çalıştıkları kadar, çok içen de bir millet. Bu nedenle Japonlara “hafta içi işkolik, hafta sonu alkolik” diyorlar. Sanırım yoğun ve yorucu tempoda çalışmanın stresini ancak böyle atabiliyorlar.

Japonya’ya gitmeden sahip oldukları ileri teknoloji nedeniyle her şeyin süper yeni, pırıl pırıl olduğunu düşünürdüm. Ama gördüm ki öyle değil. Bu adamlar ne yaparsa yapsın kaliteli ve dayanıklı yaptıklarından görünümü eski olan ama hala muazzam çalışan trenler, araçlar, makinalar mevcut. Toyata gibi mesela. Eski model bir Toyota bile ülkemizde hala diğer ikinci ellerden daha yüksek fiyata satılmaz mı?

Japonlar minimalist yaşam tarzına sahip insanlar. Ama fikir şu: “Sahip olduğun her şey bir gün gelir sana sahip olur, çok fazla satın alma, hayatını yaşa”  Yani basit yaşıyorlar hayatı, şaşaadan ve gösterişten uzak. Bu gezdiğim saraylardan, kaldığım Japon evlerine kadar aynıydı. Tatami denilen odaları var örneğin. Hasır kilim ile kaplanmış. Sürgülü ahşap kapı ve pencereler ortamı güzelleştiriyor. Geleneksel yaşam tarzını sürdürenler hala yer yataklarında yatıyor. Biz de Tokyo’da kaldığımız bir Japon gencin evinde, böyle bir odada yer yatağında yattık. Gayet sade ama şık..

Bu arkadaşlar da ayakkabıyı kapı önünde çıkarıp eve giriyorlar. Hatta tapınaklar, bazı restoranlar ve müzelere de ayakkabılarınızı çıkarıp girmeniz gerekecek.

Geleneksel tarzda hala bizim alaturka dediğimiz tuvaletlerden kullanıyorlar. Alafranga dediklerimizi ise batı tarzı diye adlandırıyorlar. Batı tarzı tuvaletlerde Kore’de olduğu gibi akıllı klozetler var. Oturduğunuz yer sıcak, otomatik yıkama musluğu var ve hatta hani gürültü çıkartırsanız diye su sesi tuşu bile koymuşlar mekanizmaya. Oyuncak gibi, oturduğun yerde oyna dur 😀

Japonya’da da Kore’de olduğu hamamlar var toplu yıkanılan. Bu durum bazı hostellerde de mevcut. Tabi ki yine anadan üryan yıkanıyorsunuz herkesle birlikte. Ben söylemiş olayım da baştan, sonra aman efendim yazında bundan niye bahsetmedin demesin yolculuk planı yapanlar: )

Japonya’da aile yapısı Türkiye’ye benziyor diyebilirim. Her ne kadar erkek egemen bir toplum olsa da evde annenin sözü geçiyor. Hatta erkekler ay sonu maaşlarını alınca getirir eşlerine verir, eşleri de onlara harçlık şeklinde para verirmiş. Mühür kimdeyse Süleyman o yani : ) Kız çocuklarına erkek çocuklardan daha fazla önem veriyorlar. Aslında bakarsanız biraz muhafazakar bir yapıları var. Muhafazakarlık dinle alakalı olarak değil, aile yapısı bakımından. Kız çocuklarının rahatça erkek arkadaşları ile görüşemediklerini söylüyor bizi ağırlayan 26 yaşındaki Ryouta. Hatta Kyoto’da sadece kadınlar için üniversite vardı. Daha muhafazakar aileler kızlarınız buraya gönderiyormuş.

Evlilik törenleri ise iki farklı şekilde olabiliyormuş. Kimi çiftler modern düğünleri tercih edip gelinlik damatlık giyerken, kimi çiftlerse kimono giyip, pasta yerine suşi ve tempura dedikleri kızartma ikram ediyormuş misafirlerine. Biz Tokyo’da bir parkta dolaşırken, geleneksel şekilde giyinmiş fotoğraf çektiren bir gelin-damada denk geldik. Bizim ilgiyle baktığımız görünce, gelin el işareti ile bizi çağırdı ve fotoğraf çektirelim dedi. Bize de güzel bir anı olmuş oldu. Suşi de olaydı iyiydi, öğle yemeğini çıkarırdık aradan: )

img_2525

Japonya’da eğitim sistemi 6+3+3 şeklindeymiş ve eğitim altı yaşında başlıyormuş. Üniversiteye gitmenin de kolay olduğunu söyleyen ev sahibimiz Ryouta, her üniversitenin ayrı bir sınavı olduğunu söylüyor. Ancak Tokyo Üniversitesi gibi ünlü üniversitelerin sınavları kolay değilmiş, sahip oldukları üne göre zorluk derecesi varmış.

Yukarıda bahsettiğim gibi Japonya ülke geneli itibari ile pahalı bir şehir. Mesela Tokyo’da 20 metrekarelik bir odanın kirası 700-800 Dolar kadarmış. Büyük şehirlerde yaşayan insanlar bu tek gözlü odalarda hayatlarını sürdürüyorlar, zaten başka şansları da yok. Türkiye’de yayla gibi evlerde büyüyen bizleri düşününce, insana tuhaf geliyor 20 metrekarelik hayatlar…

İşte en sevdiğim bölüm geldi. Yeme içme : ) Kore’den sonra Japon yemekleri muhteşem geldi. Kore’nin yarı fiyatı kadar daha ucuzdu neredeyse. Japonya’da alternatif de çok. Tabi yine domuz eti en çok kullanılan et türü. Mesela spagetti makarnaya benzeyen onların ramen, udon dedikleri makarna çorbaları kaynamış domuz kemiği suyundan yapılıyor. ( Şehrine göre fiyat 300-600 Yen arasında değişiyor) İnstagrama koyduğum kısa bir videoda nasıl yapıldığını izleyebilirsiniz. Bir de bu makarnalarının kızarmış olanları var bunlara yaki-soba diyorlar. Her ikisi de gerçekten lezzetli. Bunun dışından suşileri çok meşhur. Suşi altında haşlanmış pirinç ve üzerinde çiğ balık olan bir yemek türü. Japonlar bayılıyor. Çiğ balığın taze olması çok önemli. Her sabah gidip balık pazarından alınan tunalar, somonlar, kalamarlar, yılan balıkları suşi severleri bekliyor. Yüzünüzü ekşitmeyin çiğ balık yenir mi diye! Bakteri oluşumuna karşı yanında servis ettikleri acı vasabi sos ile gerçekten balığın tadını alıyorsunuz. Ben sanırım en çok tuna balığını sevdim. ( Tane ile de satılıyor, set menü olarak da. Tanesi 1,5-2 Dolar arası, set menüler de içindeki sayıya bağlı. 7 parçalı sushi 6,5 – 12 Dolar arası değişiyor.) Eğer ben çiğ yemem derseniz o halde size tempura verelim. Panelenmiş deniz ürünleri ve sebzeler kızgın yağda kızartılıp yanında mayonezle servis ediliyor. Karides tempuraya bayılacağınıza garanti veririm. (Yerine göre 1,5 -3,5 dolar)  Daha çok Hiroşima ve Osaka şehirlerinde meşhur olan okonomiyaki diye bir yemekleri daha var. İki krep vari yumurtalı katmanın arasına koydukları sebzeler sizin seçimize göre deniz ürünler ya da et ile zenginleştiriliyor ve düz ızgarada yassı yuvarlak olarak pişiriliyor. Aslına bakarsanız bizim omletin değişik bir varyasyonu. (6,5- 10 Dolar arası) Son olarak sokakta fazlaca göreceğiniz takoyakileri eklemek istiyorum. Bu da unlu-yumurtalı bir meyanenin kızgın yuvarlak kalıplarda içine ahtapot parçaları atılarak top şeklinde pişirilmesiyle oluyor. Üzerine çeşitli soslar döküyorlar. (6’lısı 3,5 – 5 dolar arası değişiyor) Anlatırken bile karnım acıktı : )

İçecek kısmına gelince ülkede envayi çeşit alkollü alkolsüz içecek mevcut. Alkollü içeceklerde Japonya’nın en meşhur içkisi tabi ki sake. Biraz votkayı andıran bu sert içki pirinçten veya tatlı patatesten yapılıyor. Ben denedim ama damak tadıma uymadı. Alkolsüz kısımda ise çeşit çeşit soğuk çaylar, kahveler ve aromalı sular var. Hava çok sıcak olduğundan, kaybedilen sıvıyla birlikte vücuttan atılan mineralleri almak için sporcu suları yapmışlar. Ben pek beğendim bunları. Markette bir litresi yaklaşık 1.1 Dolar.  Eğer normal su almak isterseniz 2 litrelik bir suya marketine göre 0.8 ile 2 Dolar arası ödemeniz gerekecek. Ama fark ettiğimiz bir şey var ki o da fiyat istikrarsızlığı. Aynı ürün farklı yerde çok farklı fiyatlara satılabiliyor. Bazen bir şişe su, bazen bir şişe kola. Mesela içecek otomatında bir şişe kola 120 yen iken, diğer otomatta 60 yen olabiliyor. Eğer vaktiniz varsa bir iki yer gezin fiyatlara bakmak için. Tabi ki en ucuzu büyük süper marketler. Her şehirde fazlaca görebileceğiniz Lawson ve Seven/Eleven küçük marketler zinciri de insanların en fazla alışveriş yaptığı yerler.

Japonya’daki bazı marketler akşam 8’den sonra günlük çıkardıkları yemekleri yarı fiyatına satıyorlar. Eğer akşam gideceğiniz bir markette yemek kutularının üzerinde kırmızı yuvarlak etiket görürseniz anlayın ki fiyatın yarısını vereceksiniz. Bazen sadece kırmızı 3 etiketi var. Bu da bu ürün yüzde otuz indirimli demek. Bu uygulama gezginlerin bütçesine bayağı katkıda bulanacaktır.

Bu arada ülkede yeşil çay o kadar tüketiliyor ki Kitkat çikolatanın ve Oreo’nun yeşil çaylısını yapmışlar. Japonlar da Koreliler gibi kırmızı fasulyeyi püre haline getirip tatlı yapımında kullanıyorlar. Kurabiye gibi küçük paketlerde satılan bu tatlıyı deneyebilirsiniz. Tadı şahane olmamakla birlikte denemeye değer.

Ülkede dikkatimi çeken unsurlardan birisi de bahşiş konusu. Bahşiş kabul etmiyorlar restoranlarda. Eğer böyle bir davranışta bulunursanız kabalık olarak addediyorlar. Yemeği beğendiğinizi ifade etmek için teşekkür etmeniz yeterli.

Japonya’da en sevdiğim şeylerin başında 100 Yen Mağazaları geldi diyebilirim. Neredeyse her şeyin 1 dolar olduğu bu mağazalarda yiyecek, içecek, hediyelik bir çok şey bulabilirsiniz. Giderseniz kaçırmayın derim.

Her şehirde bisiklet kullanımı çok yaygın.  Hatta bazı hosteller kalan müşterilerine gün içinde ücretsiz bisiklet veriyorlar şehri dolaşmalar için. Eğer kiralamak isterseniz de fiyatlar 8 – 12 dolar arası değişiyor bisikletine göre. Bu arada ülke de bisikletliye de araç muamelesi yapılıyor. Aradaki takip mesafesi, trafik ışıkları, park alanları normal araçlar için neyse bisikletliler için de geçerli.

Japonlar gerçekten yaptıkları işin hakkını veren insanlar. Ne yapıyorlarsa özenle ve doğru düzgün yapıyorlar. Mesela Osaka’ya geldiğimizde turist ofisindeki görevliye kalacak yer arıyoruz dedik. Bize bir dosyadan çıkartıp bütçeli gezginler için ekonomik hosteller listesi verdi. Buradan Kyoto’ya nasıl gidebiliriz dedik, başka bir dosyadan çıkarıp zaman ve ücret belirtilen 3 farklı ulaşım opsiyonu yazılı kağıdı verdi. Her şey o kadar planlı ve organize ki  Türkiye gibi bir ülkeden gelince hayretler içinde kalıyor insan.

Japonya’yı sakura mevsiminde yani baharda kiraz çiçekleri açarken gezmenin çok güzel olduğunu söylüyorlar. Mevsim itibari ile biz yakalayamadık ama Japonya seyahati düşünenlere tavsiye edebilirim.

Bu ülkeye geldiğinizde mutlaka bir Japon bahçesini gezin. Peyzajda ustalaşmışlar. İnsan elinin yapabileceği en muntazam, en muhteşem bahçeleri şimdiye kadar Japonya’da gördüm.

IMG_2429.JPG

Japonya’nın en yüksek dağı olan Fuji de gezginlerin rotası arasında. Bizim zamanımız olmadığı için gidemedik ama Tokyo’dan 3 saatlik bir tren yolculuğu ile ulaşılabilen ve normal seyrinde 8 saatte zirveye ulaşabileceğiniz bu 3600 metrelik dağ profesyonel dağcılık bilgisi gerektirmiyor. Ancak durmadan zirveye çıkmak tavsiye edilmediği için arada 6 saatlik bir kamp alanında konaklıyorsunuz. Bunun da bedeli 75 dolar civarındaymış.

İnternet konusuna gelince; gezdiğimiz bütün şehirlerin birçok noktasında şifresiz wifi vardı. Eğer internetsiz yaşayamayanlardansanız Japonya’da sim kart almadan idare edebilirsiniz bu sayede. Wifi aratırken çıkan “Kyoto wifi” gibi şehir bağlantıları şifresiz. Bir de Lawson marketler zinciri de şifresiz wifi imkanı sunuyor. Hava limanlarından bahsetmiyorum bile, onlar zaten şifresiz.

Japonya’da dikkatimizi çeken şeylerden biri de trenlerdeki kadınlar vagonu oldu. Böyle bir ülkede neden kadınlar için ayrı vagon koyarlar diye düşünürken, öğrendik ki Japonya’da toplu taşımada taciz olayı çok fazlaymış. Hatta ülkedeki en fazla suç oranını oluşturuyormuş kadına taciz. Bu nedenle kadınlar için ayrı vagonlar yapmışlar. Halbuki saygının bu kadar ön planda olduğu bir ülkede, taciz olayının çok fazla olması düşündürücü.

Eğer İngilizce biliyorsanız, dil konusunda zorlanmazsınız. Bütün tabelalarda hem Japonca hem İngilizce yazıyor hemen hemen her şey.

Japonya’da prizler farklı. Yanınızda götüreceğiniz elektrikli aletleriniz için mutlaka dönüştürücü almanız gerekecek.

Sigara içenlere de kötü haberim. Bir çok şehirde sokaklarda sigara içmek yasak. Yollara bile tabela koymuşlar bununla ilgili. Tanımlanmış belli yerler var, insanlar gidip orada sigara içiyorlar. Siz de eğer sigara içenlerdenseniz, buna dikkat etmenizi öneririm.

Sokaklarda hiç başıboş kedi ve köpek görmedik. Cidden bir tane bile hem de!

Haneda Havalimanından metro ve otobüs imkanı var. Ben metroyu tavsiye ederim. Gideceğiniz yer çok uzaksa, en iyi çözüm metro diyebilirim.

Türkiye ile arasında altı saat fark bulunan Japonya, Türkiye’ye vize uygulamıyor. Giriş ve çıkışlar gayet rahat. Ucuz bilet bulursanız atlayın gidin derim ben : )

Biz on iki gün geçirdiğimiz bu ülkede farklı tatlar keşfettik, bambaşka bir kültürle tanıştık. Bu yolculuğun her şey dahil bize iki kişilik maliyeti 1160 Dolar. Bunun 100 doları Kore’den Japonya’ya feribot ücreti, 176 Doları Konaklama masrafı, 296 doları uzun mesafeli şehirler arası otobüs bileti, 104 dolar yakın mesafedeki şehirlere tren bileti. Kalanı 484 dolar da yeme içme, müze giriş ve şehir içi metro biletleri.

Biz birkaç hafta Nepal’de olacağız. Bütçemiz yeterse bir Everest yapalım diyoruz. Destek olmak isteyenlere de kapımız açık tabi : ) Küçük küçük destekler, bizi kocaman bir dağa götürebilir : )

Sevgiler

Berra

**Bu web sitesindeki içerikler izinsiz kopyalanamaz, internet, görsel yazılı basın dahil hiç bir mecrada izinsiz kullanılamaz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s