Güney Kore’ye ve Güney Korelilere Dair

Dünya turu planı yaparken Güney Kore’ye gitmek aklımızda yoktu aslında. Qatar Airways ile sponsorluk görüşmesine gittiğimizde, pazarlama müdürü Zeynep Hanım, Kore’yi çok methedince biz de bu ülkeyi listemize aldık. İyi ki de almışız dedik sonra, yoksa on iki gün kalıp, dört şehir gezdiğimiz bu ülkede bu kadar yardımsever insanlarla tanışamayacak, hayatımızda ilk kez tecrübe ettiğimiz deneyimleri yaşayamayacaktık.

Moğolistan’dan yaklaşık 3,5 saatlik bir uçuşla, gece yarısı Incheon havalimanına vardık. Havalimanı çok iyi organize edilmiş alanlardan oluşuyor ve daha ilk andan itibaren teknolojinin ve estetiğin mükemmel birlikteliği size hoş geldiniz diyor. Havalimanından başkent Seul şehir merkezine ulaşmak hiç zor değil. Biz gece yarısı gelmemize rağmen, saat başı kalkan gece otobüsüne bindik ve ardından kısa bir taksi mesafesi ile kalacağımız hostele vardık. Otobüs ücreti kişi başı 9000 Won, taksi için de yaklaşık beş kilometrelik mesafeye 7400 won verdik.

img_1694
Seul

Güney Kore’nin para birimi Won. Bir dolar şehir merkezinde 1115 Won’a karşılık geliyor. Havalimanında ise 1060. (14 Temmuz 2016 itibari ile)

Güney Kore ülkemize oranla pahalı bir ülke. İlk durağımız Seul’de couchsurfingten evinde kalacak birini bulamadığımız için, bulabildiğim en uygun hostelde kaldık. Sekiz kişilik odada kişi başı 13000 Won ödedik. Bu ücrete sabahları verdikleri kahve, ekmek ve bir yumurtadan oluşan basit kahvaltı da dahildi. Hostel ortamı çok iyi oluyor diğer gezginlerle tanışmak için. Burası da gayet iyiydi. (Crossroad Backpackers Hostel) Hostelde bizden başka 3 Türk öğrenci daha vardı. Toplam beş kişilik Türk nüfusu ile hosteli birkaç gün resmen domine ettik. Asın bayrakları : ))

img_1718
Seul’de bir Koreli’nin evinde Türk Arkadaşlarla

Seul yaklaşık yirmi milyonluk nüfusu ile çok büyük bir şehir olunca, tek bir merkezi de yok. Şehir belli bölümlere ayrılmış ve her birinin kendi merkezi var. Biz üniversite bölgesi olan Hongdae’de kaldık. Burası hem genç nüfusu ile dinamik hem de çeşit çeşit sokak satıcıları, sıra sıra cafe, restaurant ve hostelleriyle diğer bölgelere oranlara daha keyifli bölge. Bir de İstanbul Kebabçısı var, tavuk ve et döner satıyor.

Metro ağı çok iyi. Şehrin her bölgesine metro ile ulaşmak mümkün. Biletler sadece makinalardan alınabiliyor. İsterseniz her yolculuk için metro bileti alabilirsiniz ama isterseniz önce Tmoney denilen ulaşım kartı alır, sonra içine para yükleyip de kullanabilirsiniz. Tmoney ulaşım kartının bedeli 3000 won, Kartı alınca yükleme için makine size 3000,5000 ve 10000 Won’luk opsiyon sunuyor. Makinalarda İngilizce tuşu var, işleminizi rahatlıkla yapabilirsiniz. Bu kart, her seferinden bilet almaktan biraz daha ucuza seyahat ettiriyor ve ayrıca diğer şehirlerde de kullanılabiliyor. Sadece metro değil, otobüste de geçiyor. İngilizce bilmenize rağmen yine de makinada şaşırabilirim derseniz hiç korkmayın, mutlaka bir biri size yardımcı olacaktır.

img_1802
Seul Metrosu-Aynı Biz 🙂

Seul’de gezip görecek yerleri turist ofislerden alacağınız bilgi ve haritalar sayesinde öğrenebilirsiniz. Haritalar o kadar kapsamlı ki, şehrin neresinde ücretsiz internet bağlantısı var onu bile gösteriyor. Bağlantı kalitesi çok iyi. Ben gittiğimiz ülkelerde eğer 10 günden fazla kalacaksak sim kart almayı tercih ediyorum internet kullanımı için ama burada hiç gerek olmadı. Gittiğimiz dört şehrin bir çok noktasında “public free internet” bağlantısı sayesinde internetsiz kalmadık.

img_1751
Seul Sokaklarında

Moğolistan gezimiz sırasında tanıştığımız Güney Koreli bir arkadaş bize Seul dışında Andong, Gyeonju ve Busan şehirlerini de görmemizi tavsiye etmişti. Andong ve Gyeongju geleneksel tatlar bulabileceğiniz şehirler. Andong’daki geleneksel köyler de güzeldi ama özellikle Gyeongju’ya bayıldık.

img_1889
Gyeongju

Farklı bir zaman diliminin içinde gibi hissediyor insan kendini bu şehirde. Couchsurfing aracılığı ile evinden kaldığımız Yeni Zellandalı Craig, geleneksel bir Kore evinde oturuyordu. Bizim için harika bir deneyim oldu. Tam filmlerdeki gibi; sürgülü ahşap kapılı küçük odalar, şirin bir iç avlu… Busan ise bir deniz kenti. Bizim hem Japonya’ya geçiş kapımız oldu hem de rahatlama durağımız. Meşhur Heaundea plajında hiçbir şey yapmadan gün boyu yatmak, yolda olduğumuz onca günden sonra çok iyi geldi. Bu şehirde de couchsurfing aracılığı ile Pakistan’lı Danish ile birlikte kaldık. Malborada çalışan bir expat olan Danish, firmasının ona tahsis ettiği lüx bir otelin deniz manzaralı yirmi altıncı katındaki bir artı bir dairesinde bizi iki gün ağırladı. Burası aslında bir otel odası ama firma tarafından uzun süreliğine kiralandığı için evi gibi kullanıyor. Sabahları ön yüzeyi komple cam olan odada denize karşı uyanmak gerçekten harikaydı. Son gece ise bir SPA merkezinde kaldık. Ülke’nin tamamında mevcut mu bilmiyorum ama Busan’da SPA merkezleri gece uyuma imkanı da sunuyor. Farklı bir deneyim yaşamak isteyenlere mutlaka tavsiye ederim. “Güney Kore’de hamamda bir gece” adlı yazımda detayları bulabilirsiniz.

dsc_6978
Busan Haeundae Beach

Eğer başka bir ilginç konaklama deneyimi yaşamak isterseniz, tapınakta kalmanız da mümkün. Bir Budist tapınağında bir iki gün vakit geçirmek, hem bu öğretileri deneyimlemek açısından ilginç olabilir hem de kültürleri daha iyi anlamak açısından.

img_1761
Seul’deki Budist Tapınağı

Eğer Busan’a kadar geldiyseniz buradan Japonya’ya feribotla geçmeniz mümkün. Biletler internetten alınınca çok daha ucuz.(en.koreaferry.kr adresinden bakabilirsiniz. Ödeme kısmına gelince ya Kore kredi kartı soruyor ya da paypal hesabı. Paypal Türkiye’deki faaliyetlerini durdurduğundan bu ödeme şeklini kullanmak mümkün olmadı. Biz de gidip parayı bankaya yatırdık. Gyeongju turist info çalışanları yardımı sayesinde. Eğer gişeden alsaydık 90000 won ödeyecektik.) Biz yüzde kırk indirimle kişi başı 54000 won verdik. Hem ucuz hem de gece uyuyabileceğiniz bir yer. Akşam yedi sularında sizi gemiye alıyorlar. Sabah yedi otuzda iniyorsunuz. İkinci sınıf biletler 10 kişilik odalarda yer yatağında uyuma opsiyonu sunuyor. Geminin içinde ufak bir SPA merkezi var ve kullanımı da ücretsiz. Geminin içinde istediğiniz gibi dolaşma imkanı olduğundan bence tercih edilesi bir yolculuk türü. Ama uçakla da gitmek mümkün. Kore’nin yerel birkaç havayolu şirketi Japonya’ya direkt uçuyor. Fiyatlar öyle aşırı yüksek değil. Busan’dan Tokyo’ya hem kısa sürede hem de bileti erken alırsanız yaklaşık 75-90 dolar arası fiyata uçmak mümkün. Jeju Air ucuz uçak bileti bulabileceğiniz yerel hava yollarından biri.

Jeju havayolu demişken, Kore’de Jeju adası var. Biz vaktimiz olmadığı için gidemedik ama çok güzel bir ada. Yaz sezonu oldukça kalabalık oluyormuş. Jeju havayolu buraya uçuyor. Eğer biletinizi erken alırsanız çok uygun fiyata gidebilirsiniz.

Yeme içme ile ilgili olarak şunu söylemeliyim ki bizden tamamen faklı yeme-içme alışkanlıkları var. Pirinç bu ülkenin ana besin kaynaklarından biri. Gün içindeki bütün öğünlerde tüketiyorlar. Ama bizim pilavımıza benzemiyor. Hem yağsız-tuzsuz hem de daha yapışkan. Diğer yemekleri acılı ve soslu ki bu yüzden pirinci sade yemeyi tercih ediyorlar. Kimchi dedikleri bir çeşit lahanadan yapılan acı domates soslu turşuları var. Bunu neredeyse her yemeğin yanında servis ediyorlar. Bir de turp var her yemeğin yanında servis ettikleri. Buna ek olarak, sarımsak ya da domatesle tatlandırılmış değişik bazı otlar var. Adlarını bilmiyorum ama en azından ottur deyip yiyorsun. Çorbaları ise bizim çorbalarımıza hiç benzemiyor. Birkaç değişik ot ve yosundan yapılan çorbaları var. İnsan bunları görünce annem olsaydı da şurada bir mercimek çorbası yapsaydı diyor içinden gerçekten. Ülke de domuz eti kullanımı çok yaygın. İkinci sırada deniz ürünleri var. Kırmızı et çok ucuz değil. Diğer yaygın olan bir yiyecek ise noodle. Noodle bir çeşit Uzakdoğu eriştesidir ama spagetti gibi uzun kesilir. Her markette hazır paketlerde çeşit çeşit noodle bulmak mümkün. İçine sıcak suyu koyup beş dakika bekleyince yemek için hazır oluyor. Kore seyahatimiz boyunca en çok bunlardan yedim. Hem ucuz hem de içinde ne olduğunu biliyorum. Kore’de yeme içme ülkemize oranla daha pahalı. Yemek seçiyorsanız işiniz çok zor. Eğer bu ülkeye yolculuk düşünüyorsanız ve Türk damak tadına bağlıysanız, yanınızda bir şeyler getirmenizi öneririm. Kaldığımız hostelde bizden önce kalan bir Türk arkadaşın bıraktığı zeytin kavanozunu görünce ne kadar mutlu olduğumu anlatamam, ülkede zeytin yok çünkü. Ama küçük bir tavsiye niteliğinde; gingsengli tavuk, Kore suşisi gimbab, değişik ot ve sebzeleri olan ve pilav üzerinde gelen bibimbab ve sokak satıcılarında satılan kızarmış karides, kalamar ve ahtapotu menünüze dahil edebilirsiniz.

Soju denilen alkollü meşhur bir içkileri var. Bir çeşit pirinç birası. Farklı farklı aromaları olan bu içkinin greyfurtlu ve şeftalili olanı denedik. Meyve aromalı oldugu için rahat içiliyor ama çarpma etkisi var. Aromasız olanı birayla karıştırıp içtikleri de oluyor ama ertesi sabah baş agrısı yapıyor.

Sıradaki bilgi hayvan severlere geliyor. Seul’de kedi kafe, köpek kafe gibi yerler mevcut. Giriş ücretli. Biz köpek kafeye gittik, içeride çeşit çeşit köpek vardı. Enteresan bir deneyim arayanlara tavsiye edilir.

1951-53 yılları arasındaki Kuzey Kore’nin Güney Kore’yle olan savaşına asker göndermemizle başlayan iki ülke arasındaki dostluk gördüğümüz kadarıyla hala devam ediyor. Bu arada savaş demişken, Türkiye Kore’ye savaş sırasında 5000 asker göndermiş ancak 724 askerimiz şehit olmuş ve buraya gömülmüştür. Busan’da bulunan Birleşmiş milletler anıt mezarında (UN Cemetery) savaşa asker gönderen diğer on ülkenin bayrağı ile birlikte bizim de bayrağımız dalgalanmaktadır.

img_1969
Busan’daki Kore Şehirleri Anıtı
img_1983
Busan’da karşılaştığımız İzmirliler: ) Türk Türkü her yerde buluyor : )

Kore insanı Iran’dan sonra karşılaştığım en yardımsever insanlara sahip ülke. Bir yer sorduğunuzda alıp sizi götürüyorlar, yanınıza gelip yardıma ihtiyacınız olup olmadığını soruyorlar. Bizi ülke insanın bu koşulsuz yardımseverliği inanılmaz etkiledi. Seul’den otobüsle Andong şehrine geldiğimizde saat gece yarısına gelmek üzereydi. Son otobüsün gittiğini bu nedenle gideceğimiz yere taksiyle gitmek zorunda olduğumuz söyledi durakta soru sorduğumuz bir genç. O anda yanımıza biri geldi. Nereye gitmek istediğimizi sorup, adresi istedi. Adrese bakınca ben sizi arabamla bırakırım yolumun üzeri dedi. Taksi şoförü müsünüz dedim, hayır, yoldan geçerken gördüm sizi, yardıma ihtiyacınız olabilir diye durdum sadece dedi. İşte bu bize yardım eden Korelilerden sadece biri. Yol sorduğumuz bir fırıncının, iş önlüğünü çıkarıp, aradığınız adres biraz uzak ben sizi götürürüm deyip dükkanı bırakması, yine yol sorduğumuz ama İngilizce iletişim kuramadığımız yaşlı bir Korelinin bizi ana yola çıkarmak için 15 dakika bizimle yürümesi ve daha bunun gibi niceleri! Şaşırtıcı derecede yardımsever olan bu insanlar, gönlümüzü fazlasıyla fethetti.

img_1604
Dondurmam Gaymak

Kore’nin geleneksel yapısına karşı son beş-on yıldır bir Amerikan özentiliği başlamış. Seul’e bakınca küçük bir Amerika görüyor insan. Aile düzeni de gelenekselden Amerikan modeline dönmeye başlamış. Bizdeki gibi evlenene kadar hatta evlendikten sonra bile aileyle oturan bireylerin yerini yavaş yavaş evden ayrılıp kendi hayatını kurmaya başlayan bireyler almış. Evinden ayrılan birçok genç tek odalı stüdyo dairelerinde kendi başına yaşıyor. Seul’de kiralar çok pahalı olduğu için genelde tek odalı yerlerde kalıyorlar. Bu bile aylık 800-900 dolar ediyor. Ama Gyeongju’da 3 odalı avlulu büyükçe geleneksel bir kore evinin aylık kirası 400 dolar.

Ülkede son yıllarda İngilizce öğrenime çok önem verilmiş durumda. Bu nedenle ana dili İngilizce olan ülkelerden gelen ve öğretmenlik yapan birçok yabancı yaşıyor Kore’de. Konu İngilizce eğitim olunca kesenin ağzını açtıklarını söyleyen ve kendisi de İngilizce öğretmeni olan Yeni Zellandalı Craig, bir İngilizce öğretmeninin aylık 4000 Dolar kazanabildiğini söylüyor.

Duyduğumda bize benzettiğim bir adetleri var. Sofradaki en yaşlı kişi başlamadan yemeğe başlamıyorlar, o bitirince de onunla birlikte yemeği bitiriyorlar. Kimse devam etmiyor sonra. Aynı durum misafir agırladıkları zaman da geçerli. Misafir olunca yaşın önemi de yok çünkü misafir ağırlamak çok önemli kültürlerinde.

Kore’de en sevdiğim şeylerden biri de buranın bir milyoncusunu gezmek oldu. O kadar abidik gubidik ve tatlış şeyler var ki insan saatlerce vakit geçirebilir. Eğer denk gelirseniz mutlaka bunlardan birini gezmenizi tavsiye ederim.

Gezdiğimiz dört şehirde de umumi tuvaletler çok temizdi. Hem alaturka hem alafranga tuvalet mevcut. Enteresan bir detay var burada belirtmek istediğim; tuvaletlere su sesi düğmesi koymuşlar. Eğer tuvaletteyken sizi duymalarını istemiyorsanız, düğmeye basmanızla gürültülü bir su sesi size eşlik ediyor siz durdurana kadar.

Her şehirde mutlaka sokakta su sebilleri ya da su içebileceğiniz çeşmeler var. Kore’de suya para vermedik neredeyse. Eğer mataranız varsa, gönül rahatlığı ile sokakta gördüğünüz çeşmelerden doldurabilirsiniz.

Koreliler what’s app yerine Kakao adlı bir aplikasyon kullanıyorlar ve çılgınlık derecesinde tutkunlar. Hatta Seul’de Kakao mağazası açılmıştı ve önünde yüzlerce insan içeriye girmek için bekliyordu. Tam bir Asya’lı davranışı! Bir Koreliye what’s app var mı deseniz sizi anlamayabilir!

Şu meşhur Gangnam Style adlı şarkıya konu olan Gangnam bölgesini gittik gördük. Seul’de bulunan bu bölge İstanbul’un Nişantaşı gibi bir yeri. Uzun ışıklı binalar, cafeler, restaurantlar, gündüz güzel ama ışıklar yanında gece ayrı güzel. Pek bir olayı yok yani.

dsc_6864
Seul, Gangnam Bölgesi

Koreliler de bizim gibi eve girerken ayakkabısını çıkarıyorlar. Eğer bir gün Kore’de birine misafir olursanız, bu detay aklınızda olsun.

Kuzey Avrupa’dan sonra, gördüğüm en beyaz tenli millet diyebilirim. Yani Asya’da olup da bu kadar beyaz olması insana ilginç geliyor. Japonya Kore’yi işgal ettiğinde Korelileri madende çalıstırmış. Ezmişler psikolojik olarak. Bu nedenle onlar için beyaz tenli kalmak asaletin ve gücün sembolü olmuş. Bu nedenle güneşte bronzlaşmaya karşı sürekli şemsiye ile dolaşıyorlar, uzun kollu giyiyorlar, hatta eldiven takanları bile gördüm. 2 gün geçirdiğimiz deniz kıyısında bikini ya da mayo giyen Koreli görmedim desem yalan olmaz. Hepsi bikinisinin üzerine uzun kollu şeyler giyiyorlar, alt kısım da neredeyse aynı. Elbiseleriyle denize giren Koreliler gibi duruyor hepsi suyun içinde.

Türkiye ile arasında altı saat fark olan bu güzel Asya ülkesini biz sevdik. Gezginler için pahalı bir durak olsa da, sahip oldukları bu farklı kültürü deneyimlemek için gidip görülmeli bence. Eğer bir gezi planlıyorsanız, Seul dışındaki diğer şehirleri de listenize almanızı tavsiye ederim. Kore’nin geleneksel yüzünü buralarda bulabilirsiniz çünkü.

img-20160718-wa0001
Kore Seul- Moğolistan’da tanuştığımız Elly bizi Seul’de ağırladı.

İki kişinin 12 gün için toplam maliyeti 1176 dolar. Bunun 557 dolar’ı Moğolistan’dan Seul’e uçak bileti. 112 doları konaklama (3 şehirde toplam 7 gece Couchsurfing yaptık.)kalan 507 dolar da yeme içme ve şehir içi – sehırler arası otobüs, metro bedeli, müze- ören yeri giriş ücretleri.

Kore ile ilgili benden bu kadar : )

Sevgiler

Berra

**Bu web sitesindeki içerikler izinsiz kopyalanamaz, internet, görsel yazılı basın dahil hiç bir mecrada izinsiz kullanılamaz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s