Gobi Çölü Günlükleri-5

Aşık Veysel

Beşinci günün sabahında rehberimiz Mongo size iyi haberlerimiz var diyerek yanımıza geldi ve daha ilk başta bahsettiğim Nadam festivalini, yolumuzun üzerindeki köylerden biri erken kutlayacakmış isterseniz gidebiliriz dedi. Biz festivali görmeye can atıyoruz tabi. Kahvaltıdan sonra hemen yola çıkıp, bir süre sonra köye vardık. Arabaların etrafını yuvarlak bir şekilde çevirdiği dümdüz bir meydanda biz de yerimizi aldıktan sonra festival alanına dağıldık. Nadam festivali Moğolistan’da Temmuz ayı ortalarına doğru kutlanan ana festivallerinden biri. At yarışları, güreş ve okçuluk alanında yarışmaların düzenlendiği bu festivalde, misafirlere kımız ikram ediliyor. Aynı zamanda meşhur yemeklerinden olan hoşur satılıyor her yerde  (bizim çiğböreğin aynısı ama içinde satır kıyması var ) Biz de bütün kategorilerde olan yarışları izledik. Burası orta Asya ve bunlar da bizim ata sporumuz. Alanda bulunan başka turist gruplar şaşkınlıklar içinde izlese de biz evde televizyon izler gibiydik Muratla. Bu festival çocuklar için de ayrı bir eğlence kaynağı çünkü festival alanında onlar için de oyuncaklar, şişme oyun alanları ve şekerlemeler var. Gözüme çarpan bir diğer detay ise, birçok ailenin geleneksel kıyafetlerini giyip gelmesi. Aynı bizdeki bayramlar gibi çocuklarını, özellikle kız çocuklarını çok güzel giydirmişlerdi. Erkek çocuklarındaki örümcek adam hayranlığı kıyafetlerine yansımış, bütün festival alanında onlarca “spiderman” vardı: )

Festival alanında geçirdiğimiz birkaç saatten sonra Saikhan ulusal parkındaki Yolynam Vadisine geldik. Burası koruma altına alınmış çok büyük bir tabiat parkı. Parkta kartal, kurt, dağ faresi görmek mümkün ki biz kartal ve bolca dağ faresi gördük. Bu park gerçekten muhteşem. Yemyeşil dağların eteğinde, serin ve tertemiz havası var. Bizim Karadeniz’e benzettim ben. Karadeniz’i de bir ayrı severim. Burayı da çok sevdim. Vadinin içinde yol alırken rehberimiz birazdan buz kanyonuna varacağız dedi. Görmeden anlamak mümkün değil ama gelince gördük ki Fethiye’deki saklı kent misali iki dağ arasındaki kanyonda su değil buz var. Gerçekten yolu buz kapatmış ve üzerinden tırmanarak, tutunarak geçiyor insanlar. Biz de buz kanyonundan diğer tarafa geçip bu muhteşem vadide yürüyüşümüze devam ettik.

Yaklaşık bir saat sonra rehberimiz geceyi burada kamp yaparak geçireceğiz deyince hepimiz çok sevindik. Kamp alanı için derenin genişçe aktığı, düzlük bir alan bulduktan sonra çadırlarımızı kurduk. Ben ve Kuniko akşam ateş yakmak için odun toplamaya çıktık. Ama inanır mısınız odun yok koca parkta. Bir ağaç bile yok. Elimizde birkaç çalı çırpı ile kamp alanına dönünce, Mongo bize tezek toplayın odun yoksa dedi. Ekmek yoksa pasta yiyin der gibi! Arkadaş, ne eldiven var ne poşet var nasıl toplayayım tezek? Ama biliyor musunuz ben bu Gobi gezisinden sonra insanın yapmam, yapamam dediği şeyleri yapabileceğini gördüm. Evet, gidip çıplak elle kurumuş tezek topladım ve bütün gece kamp ateşinde bunları yaktık. Burada en büyük şansımız dere kenarında olmaktı. Tarihe baktığımızda su kenarına kurulmuş medeniyetlerin daha geliştiğini görürsünüz. Su gerçekten medeniyet demek. Biz de onca imkansızlık içinde, kamp alanın dere kenarında olmasına sevinerek elimizi rahatça yıkadığımız için bile mutlu olduk. Daha önce dedim ya mutlu olmak için fazla bir şeye ihtiyacımız yok. Birkaç gün damla damla suyla idare ettikten sonra, günlük hayattta fazlaca yer tutan ama belki de önemsemediği bir bardak suyun bile ne kadar kıymetli olduğunu anlıyor insan.

IMG_1307.JPG

Amerikan filmlerinde hep özenmiştim doğada kamp yapıp, ateşin etrafında oturan insanlara. Ben bu akşam o filmlerde gördüğüm sahnelerden birini, buz gibi bir derenin inceden aktığı, iki dağ arasındaki muhteşem bir vadide yaşadım. Kamp ateşi olunca, etrafında şarkı da söylenir diyen Mongo bize Moğol halk şarkılarından birini söyledi. (Youtube kanalından izleyebilirsiniz) Kızın sesi güzel.Böyle bir ortamda ne olursa güzel olur zaten. O bitirince Murat ile bize siz de bir şarkı söyleyin dedi. Murat aslında utangaçtır kalabalık ortamlarda ama bu sefer beni cesaretlendiren o oldu. Haydi dedi Aşık Veysel’den “Uzun ince bir yoldayım” söyleyelim. Biz kapkaranlık geceyi, Aşık Veysel’in sözleriyle aydınlattık. Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece, gündüz gece, gündüz gece…. (Youtube kanalından izleyebilirsiniz)

img_1305

Sabah serin bir havada uyanıp, buz gibi derede elini yüzünü yıkayınca güne çakı gibi başlıyor insan. Kahvaltıdan sonra hemen toparlanıp, yoldaki altıncı günümüzde beyaz tepeler denilen yere doğru yol aldık. Ne enterasan memleket burası. Kilometrelerce gidip sadece bir göçebe çadırı ve koyun keçi görüyorsun, otuz kilometre sonra başka bir çadır… Hayat Gobi’de çok zor. Yaşayana da, o topraklarda yolculuk yapana da… Ama birden bire gökyüzünde beliren kartalların dansını izlemekse her şeye bedel. Bir süre sonra kartal görmek sıradan bir hale geliyor buralarda. Göçebelerin umrunda bile değil.

img_1301

Uzun ve sarsıcı bir yolculuktan sonra akşam üstü beyaz tepeler denilen bölgeye vardık. Daha önce bahsettiğim kızıl tepelerin beyaz olanı. Yüzey şekilleri çok farklı. Altı gün içinde şu ülke çok farklı yüzey şekilleri ve bitki örtüsü gördük. Tam coğrafya meraklılarına göre bu ülke.

img_1356img_1373

O gün biraz hastalandım yolda. Yediğim bir şey dokundu sanırım. Bütün gün keyfim yoktu. Beyaz tepeler bölgesinde yine çadır kampı yapacaktık ama ben hastalanınca, Mongo biraz ilerideki erkek kardeşinin turist kampına götürdü rahat bir gece geçirmem için. Sürekli istifra etmeye başlayınca, bana sıcak votka getirdi Mongo. İyi gelir midene dedi. Gerçekten votkayı ısıtmış ateşte. Midem bunu da kaldırmadı tabi. Sonra uyumuşum.

Bugün yoldaki son günümüz. Yaklaşık dört yüz kilometre var Ulabator’a. Dönüş yolunda Mongo’nun ailenin yanına uğrayıp bir buçuk yaşındaki oğlu Timuçin’i ve eşini de aldık arabaya. Biz Mongo’nun evindeyken, şoförümüz Egi de gidip 4 yaşındaki kızını aldı annesinden. Çünkü ertesi gün başkentte Nadam festivali kutlanacak ve herkes sevdiğinin yanında olmasını istiyor.

img_1390
Timuçin

Herkesi topladıktan sonra küçücük arabada çocuklar dahil dokuz kişi yola koyulduk. Çamaşır makinasının içindeki gibi hissettiren yollar, bir süre sonra yerini düz bir asfalta bırakınca rahatladık. Akşam üstü hostele varınca birlikte geçirdiğimiz yedi günün ardından vedalaşıp ayrıldık. Bir macera da böylece bitmiş oldu.

img_1405

Peki sonuç: Mutlu olmak için elinizdekinin kıymetini bilin ve içinizdeki çocuğu hiç kaybetmeyin. Bazen bir çocuğun gülüşünde saklıdır mutluluk, bazen bir bardak suda. İster gökyüzünü izle, ister içindeki sesi dinle ama doğaya dön yüzünü. Bütün soruların cevabı onda.

Moğolistan yazı dizimiz burada bitti. Vakit ayırıp okuyan, paylaşan herkese çok teşekkür ederim.

**Bu web sitesindeki içerikler izinsiz kopyalanamaz, internet, görsel yazılı basın dahil hiç bir mecrada izinsiz kullanılamaz.

Reklamlar

One thought on “Gobi Çölü Günlükleri-5

Yorumlar kapatıldı.